Çeviri

Marco Pantani: Bisiklet Sporunun Modern Dönemdeki En Trajik Figürü

Marco Pantani’nin adı bisiklet sporunun görkemiyle ve aynı zamanda bazı manevi tavizlerle eş anlamlı, peki onun genç yaştaki ölümünün suçunu kim üstlenmeli?

Jonny Cooper, “Pantani: Bir Bisikletçinin Kaza Sonucu Ölümü” belgeselinin yönetmeniyle konuştu.

Marco Pantani pelotonun önünde solo tırmanışını gerçekleştiriyor.

Dario Fo’nun Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü adlı etkileyici oyununda bir avuç karakter, gözaltındayken polis istasyonunun penceresinden düşen bir adamın gizemli ölümünü çözmeye çalışırlar. Birkaç polis, bir hâkim ve bir gazeteci, anarşistin ölümünün bir kaza mı yoksa bir intihar mı olduğunu soruştururken bol miktarda laf salatası ve blöf havada uçuşur; Fo satır aralarında cinayeti haykırır ve 1960’ların İtalyasının politik düzenini hicveder. Oyun ilk bakışta bir komedi gibi görünebilir ancak sakın buna kanmayın: Onca kahkahanın ve maskaralığın arasında,Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü vicdanını ve ahlaki değerlerini yitirmiş seçkinlerin aslında ne mal olduklarını ortaya seren bir aşağılamadan başka bir şey değildir!

Yakın dönemden İtalyan bisikletçi Marco Pantani hakkındaki bu yeni film, Fo’nun oyununa açık bir saygı duruşunda bulunuyor. Yarın sinemalarda gösterime girecek olan “Pantani: Bir Bisikletçinin Kaza Sonucu Ölümü” dağların harika çocuğundan mahçup bir uyuşturucu bağımlısına; Pantani’nin yükselişinin ve düşüşünün izini sürüyor. Filmin yönetmeni James Erskine, çalışması hakkında biraz konuşmak için bir kafede buluştuğumuzda filmin adını çok sevdiğini söylüyor ve ekliyor: “Fo’nun oyununa bir atıfta bulunmak istedim çünkü bu film, hiçkimsenin sorumluluğunu üzerine almadığı bir ölümle ilgili. Ve bu durum; film ve oyunla ilgili oldukça güçlü bir ortak yan!”

90’lı yıllarda Pantani, kendi jenerasyonundaki bisikletçilerin bir nevi kılavuz ışığıydı. Herhangi bir bisikletçiden çok daha hızlı bir şekilde dağ yollarında ilerleyebilen fenomen bir bisikletçiydi (Lance Armstrong hariç – ancak onun da foyası ortaya çıktı). Cesur, agresif ve gizemliydi; bandanası, sakalı ve küpeleriyle kendini bir korsana –Il Pirata- benzetti. Ve İtalya onu çok sevdi.

Ne var ki Pantani’nin yarıştığı dönemde profesyonel bisiklet dünyasında yalnız bir kurt olarak varolmak çok zordu. 1998’de yaşananlarla birlikte, bisiklet sporunda performans arttırıcı ilaçların yaygın bir şekilde kullanıldığının gün yüzüne çıkmasının ardından Pantani’nin ismi sürekli olarak doping ile ilişkilendirildi ve çeşitli davalarda acı dolu beş yıl geçirdi. Bu yıllar boyunca Pantani’nin hareketleri giderek daha da tutarsız bir hal aldı. Vefalı bazı gazeteciler, onunla ilgili olarak anlatılan trafik kazası geçirdiği, ailesine şiddet uyguladığı ya da Küba’ya kaçtığı yönündeki hikâyeleri örtbas etmeye çalışsa da; Pantani’nin sergilediği yüz ifadeleri yaşadığı telâşeyi herkes için görünür kılıyordu.  2002’de pasaportundan yırttığı bir sayfaya karaladığı notta yazdığı gibi, “gururu kırılmıştı”.

Pantani, Fransa Turu ve İtalya Turu’nu aynı yıl içerisinde kazandı ( ve kendisi bunu başaran son bisikletçi olmayı sürdürüyor), sponsorluk anlaşmalarından milyonlarca dolar elde etti ve dünyanın birçok ülkesindeki bisiklet sporu tutkunlarının pohpohlamasının tadını çıkardı, ama kırgın ve yalnız bir adam olarak öldü. Onun son günleri, profesyonel sporun sebep olabileceği mental yıkımla ilgili olarak ders niteliğindedir. Pantani kendisini Rimini’nin bir sahil kasabasındaki bir otel odasına kapattı. Yanında ilaç kutuları ve kokain poşetleri vardı. Beş gün boyunca odasından çıkmadı, her sabah resepsiyonu arayarak rezervasyonunu bir gün daha uzatıyordu. Onu görenlerin sonradan anlattıklarına göre -bir temizlik görevlisi, bir çift otel müşterisi, pizza kuryesi- Pantani oldukça kötü kokuyordu ve bir deri bir kemik kalmıştı. Ve en nihayetinde beklenen oldu. Marco Pantani 2004 yılı 14 Şubat Cumartesi günü akut kokain zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybetti. Öldüğünde 34 yaşındaydı.

Bir Bisikletçinin Kaza Sonucu Ölümü Pantani’nin hayatını mercek altına alıyor ve aynı zamanda onun hikâyesi ekseninde dönemin bisiklet sporu kültürünü sorguluyor. Pantani, modern bisiklet sporunun bütün büyük öykülerini içinde barındıran tek kişilik bir deney tüpü haline geliyor: Bisikletteki gladyatoryal savaşlar, doğaya karşı verilen beyhude mücadele ve en nihayetinde bisiklet sporunun yapay/sentetik güçlenme ile ilgili endişesi.

Filmi izlerken yer yer içinizin burkulduğu oluyor. Pantani, kendini korumak için kartondan yapılmış bir korsan maskesinin arkasına saklanan utangaç bir adam gibi görünüyor. Küçük bir Adriyatik kasabası olan Cesenatico’da geçen çocukluk dönemine ait bulabildiğimiz fotoğrafları bisikletini çok seven mütevazı bir çocuğu resmediyor. Annesi Pantani’nin takıntılı bir şekilde devamlı bisikletini söküp tekrar topladığını ve o uyuduktan sonra gizlice banyoya sokup bisikletini temizlediğini anlatıyor.

Pantani artık bisiklet yarışlarında boy gösterecek yaşa geldiğinde kendisini doğal bir şekilde önde buldu – ancak babasının sessizce söylediği sözcükteki gibi… yalnız. Peki kazanmanın getirdiği zorlukları ve başından sonuna kadar yalnız olmayı kaldırabilir mi?… Kariyerinin ilerleyen yıllarında Pantani fazlasıyla romantik ve idealist bir yarışçı olarak nitelendirilir. Ancak Bir Bisikletçinin Kaza Sonucu Ölümü’nde, onun bisikletini hızlı sürmekten başka hiçbir şey istemediği izlenimini ediniyorsunuz.

Pantani’nin oldukça farklı bir kişilik olması, filmin ilgi uyandıran bir diğer yanı! “O, bisikletiyle birlikte yoktan var olan küçük bir çocuktu” diyor Erskine, ve ekliyor: “Çok iyi bir eğitime sahip olduğu söylenemez. Ancak Pantani kendi hayalinin peşinden gitti ve bu hayal onun felaketi oldu – mutsuz bir şekilde öldü, yalnız ve tükenmiş… Sanırım Pantani’nin çaresizliğini ve yaşadığı paranoyayı anlayabilirsiniz. İçinde yaşadığı dünyanın bulanıklığından kurtulmak neredeyse imkânsız. Bu bir kapandan farksız!”

Filmin başlarında, annesinin ‘profesyonel olduktan kısa bir süre sonra karşısındakilerin bir mafyadan farksız olduğu gerekçesiyle Pantani’nin bisikleti bırakmak istediğini’ açıkladığı çarpıcı bir an var. Bu anekdot Pantani’nin öyküsünün başından sonuna bir kumpasın varlığını ortaya koyuyor. Filmin devamında sponsorların, yarışlardaki hakimiyetinden yakınmaları nedeniye Pantani’nin doping kontrolü yapanlar tarafından hedef tahtasına yerleştirildiği izlenimi uyanıyor. Pantani, yarıştığı dönemde performans artırıcı ilaçlar kullandığını hiçbir zaman kabul etmedi ve hiçbir testi pozitif çıkmadı.

Bir Bisikletçinin Kaza Sonucu Ölümü, ister istemez Pantani’nin olduğu kadar Lance Armstrong’un da öyküsü haline geliyor. Bu, kısa sürmüş bir savaşın hikâyesi: Pantani ve Armstrong, Pantani’nin aldığı cezalar ve yaşadığı mental problemler yüzünden, yalnızca birkaç kere kozlarını paylaşabildiler –en ünlüsü ise Mont Ventoux’daki kapışmalarıdır. Bu az sayıdaki karşılaşma bile, ikisinin de sahip olduğu rekabetçi ruhu ve birbirine zıt karakterleri gözler önüne sermeye yeterli olmuştur.

Erskine, Pantani ve Armstrong arasındaki mücadeleyi kozlarını paylaşan iki boksörünkine benzetiyor –Raging Bull filmindeki manevi karmaşanın bu belgesel için kendisine ilham kaynağı olduğunu sözlerine ekliyor- ve ikilinin mücadelesinin zamanla nasıl şekilleneceğini görmekten mahrum kaldığı için yakınıyor: “Pantani ve Armstrong’un daha uzun süre mücadele etmemiş olmaları çok yazık! TeknokratSanatçı’ya karşı! Birbiri hakkında asla güzel tek bir söz etmemiş olan iki insan. Eğer Pantani mental açıdan yeterince güçlü bir duruma sahip olmuş olsaydı, bu mücadele ölümüne bir savaş olurdu!”

Ne yazık ki Pantani’nin yıldızı trajik bir yol izledi. Filmde Erskine’nin ortaya çıkardığı her bir arşiv belgesiyle onun genç yaştaki çöküşünü izlerken, Pantani’nin kokain bataklığına batışını ve paranoyaya sürüklenişini açık bir şekilde görürsünüz. 90’lı yıllardaki profesyonel bisikletin birçok günahı bu ince yapılı yarışçının omuzlarına yüklenmiş; ve metaforik olarak sahip olduğu muazzam yetenek zirve yaparken omuzlarındaki bu yük onu aşağılara çekmişti. “İncelediğimiz son röportaj gerçekten inanılmazdı” diyor yönetmen. “Açık bir şekilde kokainle ciddi sıkıntıları vardı ve yaşadığı paranoya onu darmadağın ediyordu. Bir Shakespeare hikâyesinden farksızdı. Bir adamın yüzünde, böyle bir süreçte nelerin yitirilmiş olduğunu görmek sıradışıydı.”

Filmdeki ima oldukça açık: Tıpkı Fo’nun oyunundaki anarşist için olduğu gibi, mevcut sistem Pantani’nin kaderinin sorumluluğunu taşıyor. Bununla birlikte, Erskine’nin filmi her zaman bu derecede siyah ve beyaz değil! Filmin üzerinde durduğu asıl şey bisiklet sporunun doğaya karşı süregelen savaşı – kazanılması asla mümkün olmayan bir savaş! Bir Bisikletçinin Kaza Sonucu Ölümü bize bu Herkülvâri sporun tamamen kontrolden çıktığıyla ilgili bir şeyler söylemekte…

“Bisiklet sporu doğasında mazoşizm olan bir uğraş. Bedeninizi artık ayakta duramayacak ölçüde, limitlerine kadar zorlamakla ilgili… Özellikle de dağlarda! Doğanın tüm zorluklarıyla savaşırsınız ve o; insanlığınızın her bir parçasını zapteder!” Profesyonel bisikletçiler kendilerini dağlık etaplarda zirveye taşımak için insanüstü bir güce ihtiyaç duyarlar; Erskine de Pantani’nin neden daha başarılı olduğunu anlayabiliyor: “Bence onun motivasyonu oldukça karanlık bir yerden geliyordu. Rakiplerini yok etmek gibi bir arzusu vardı. Bunun sadece zafer elde etmekle ilgili olduğunu söylemek yanlış olur, çünkü bu aynı zamanda rakiplerine en iyinin kendisi olduğunu göstermekle de ilgiliydi. O sadece kazanmak, kazanmak ve kazanmak istiyordu.”

 


 

*Bu yazı, The Telegraph yazarlarından Jonny Cooper tarafından yazılmış ve 15.05.2014 tarihinde aşağıdaki linkte yayınlanmıştır.

http://www.telegraph.co.uk/men/active/recreational-cycling/10827554/Marco-Pantani-modern-cyclings-most-tragic-figure.html

*İngilizce’den dilimize çeviren; Ali Sinan Deniz.

Ali Sinan Deniz

Yazı ve çeviri işleri…

Benzer İçerikler